....................................................

BENİMDE SİTEM OLSUN İŞ YERİM VE KENDİMİ TANITACAGIM NET DÜNYASINDA DİYORSAN BİZİMLE KONTAK KURUNUZ. salvodor36@hotmail.com .hertürlü site yapılır


************************************

BENİMDE SİTEM OLSUN İŞ YERİM VE KENDİMİ TANITACAGIM NET DÜNYASINDA DİYORSAN BİZİMLE KONTAK KURUNUZ. salvodor36@hotmail.com .hertürlü site yapılır

Şirince .İZMİR@Efes Antik Şehri

25/9/2009 ·

Türkiyeden görüntüler




Tarihin şekillenmeye başladığı zamanlarda tarihin nefes alıp verdiği topraklardayız anlatmaya belki ömür yetmez bu toprakları ama olsun biz başlayalımda bir arkasını getirir elbet.



İzmir İli Selçuk İlçesi sınırları içindeki antik Efes kenti’nin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri’ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hittitler’e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi’nde kentin adı Apasas’tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk’taki Ayasuluk Tepesi’ne gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları’nın merkezi olan Ayasuluk, 16.Yüzyıl’dan itibaren giderek küçülmeye başlamış, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış ve bugün 30.000 kişilik nüfusa sahip turistik bir yerdir.

Antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan Efes, İ.Ö. 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynamıştır.

Doğu ile Batı (Asya ve Avrupa) arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır.
Ancak, Efes antik çağdaki önemini yalnızca büyük bir ticaret merkezi olarak gelişmesini ve başkent oluşuna borçlu değildir. Anadolu’nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı da Efes’de yer alır. Bu tapınak dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.

Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan bölümlerdir.

1- Ayasuluk Tepesi (İ.Ö. 3. bine tarihlenen en erken yerleşim ile Bizans Devrine ait, Hıristiyanlık dünyası için büyük önem taşıyan St. Jean Kilisesi),



2- Artemision (İ.Ö. 9-4. yüzyıllara ait önemli bir dini merkez; dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı)

3- Efes (Arkaik-Klasik-Hellenistik-Roma ve Bizans Devri yerleşimi),

4- Selçuk (Selçuklu, Osmanlı Dönemi yerleşimi ve bu yerleşimi barındıran, bugün önemli bir turizm merkezi olan modern kent),


Antik Çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes bugün de yılda ortalama 1,5 milyon kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.
Efes’teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlamıştır. Wood’un ünlü Artemis Tapınağını bulmaya yönelik bu çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiştir. Bugün de çalışmalarını sürdüren Avusturyalıların Efes’teki kazıları ilk olarak 1895 yılında Otto Benndorf tarafından başlatılmıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğrayan çalışmaları 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiştir.
Efes’te Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün çalışmalarının yanı sıra 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmalarını sürdürmektedir.


EFEST’TEKİ ANTİK YERLER:

ST.JEAN BAZİLİKASI

Bizans İmparatoru Justinyen’in MS.6.yy.’da St.Jean adına yaptırdığı bazilika,Ayasuluk Tepesi’nde yer almaktadır.40X110 metre boyutlarındadır.Batıdan girilen yapının planı bir haç’ı andırır.

Kilise kısmı kalın fil ayakların taşıdığı altı büyük kubbe ile örtülü olan bazilike ve Nartex bir kubbe ile örtülüdür.

Bazilika’nın ortasında kubbe altında ve zemin seviyesi altında olan St.Jean Mezarı’nın doğu tarafında rahiplerin oturdukları kısımlar bulunur.Bu yapılar kiliseden yarım daire biçiminde ayrılır.Mezar alanının kuzeyinde aziz resimlerden oluşan fresklerin bulunduğu kilisenin restore edilen sütun başlıkları üzerinde İmparator Justinyen ile karısı Theodora’nın monogramları vardır.

ARTEMİS TAPINAĞI
Efes’lilerin ilk yerleşimlerinin bu tapınağın olduğu yerde bulunduğu bilinmektedir.Daha sonra bir depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma İmparatorluğu’nun yardımı ile Efes’liler tapınağı yeniden ve daha gösterişli bir biçimde inşaa etmişlerdir.Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Efes Artemis Tapınağı’nın bugün sadece temel kalıntıları bulunmakatdır.

Selçuk’tan Kuşadası Yolu’na girişte sağda bu görkemli tapınağın kalıntıları ile karşılaşılır.Bakir Doğa Tanrıçası Artemis inancının köken itibarı ile bir Anadolu inanışı olduğu ve kaynağının Hititlerin ana tanrıçası Kibele’ye dayandığı bilinmektedir.Efes’te bu iki ana tanrıça bolluk ve bereket timsali olarak anılmakta ve İlyada Destanları’nda da doğum yeri olarak eski Yunancada bıldırcın anlamına gelen " Ortyge " olduğu bildirilmektedir.Ortyge’nin bugün Efes’te kurulduğu yer olan Bülbül Dağı’ı olduğu kaynaklarda yer almaktadır.Artemis Tapınağı 127 sütunlu olup cephedeki 36 sütunu kabartmalıdır.Tapınağın 125 metre uzunluğu,60 metre genişliği ve 25 metre yüksekliği olabileceği düşünülmektedir.Tapınağın en eski kalıntılarının MÖ.6 yy’a kadar tarihlendiği,tapınağın ikinci kez yapılışında ölçülerin 105 metre uzunluk,55 metre genişlik,25 metre yükseklik ile 600 metrekarelik bir alana yayıldığı bilinmektedir.

En son olarak MS.263 yılında Got’lar tarafından saldırıya uğrayan tapınak yıkılmış ve yağma edilmiştir.1869 yılında İngiliz Wood tarafından bulunan Artemis Tapınağı’nda 1904’de yine İngiliz olan Hogart kazılarını sürdürmüştür.Bugün Ören yerindeki kazılar Avusturalya’lılar tarafından yapılmaktadır.

TİYATRO
Efes Harabeleri’nin en güzel yapılarından biri olan tiyatro oldukça sağlam kalmış ve restorasyonlarlabugün de Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılmaktadır.Bu güzel ve 25.000 kişi kapasiteli büyük bir tiyatronun kuzey batısında 2 ionik sütunlu hellenistik bir çeşme yerleştirilmiştir.Tiyatronun ilk kez hellenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşaasına başlatıldığı,İmparator Trianus (98-117) döneminde tamamlandığı bilinmektedir.Tiyatronun ön kısmında oldukça sağlam ve iri taşlardan yapılmış soyunma yerleri belirgin şekilde görülmektedir.Bu mekanlar günümüzde " Efes Festivali " için sanatçıların soyunma yerleri olarak kullanımaktadır.İlk döneminde 3 katlı olan tiyatro her biri 22’şer basamaklı üç bölümden oluşur.Sahne binası 18 metre yüksekliğindedir.MS. 54 yıllarında St.Paul ’un bu tiyatrodan Efes’e seslendiği ve büyük tepkiyle karşılandığı rivayet edilir.25X40 ebatlarındaki sahnenin arka duvarları son derece süslü ve nişler içinde heykellerin bulunduğu bir görünüm taşımaktadır.Akustiğin çok iyi olduğu tiyatroda,sahnenin görünmesini sağlamak açısından tribün çok dik inşaa edilmiştir.




CELSUS KİTAPLIĞI
Agora’nın güney yanında yer alan Celsus Kitaplığı,MS.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Celsus Halemaeanus adına oğlu Julius Agiula tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ya yaptırılmıştır.60.92x16.72 metre ebatlarındaki dıştan iki katlı içten 15 metre yüksekliğinde tek bir salondan oluşur.Salonu çevreleyen 3 katlı galerilerden duvarlara serpiştirilmiş pencerelerden ışık süzülür,arka duvardaki bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir.Celsus’un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Roma Mimarı özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu devrin en güzel örnekleri arasında yer alır.Ön cephe kolonları arasında yer alan 4 kadın heykeli " Akıl ", " Kader ",İlim " ve " Erdem " öğelerini sembolize eder.Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesi’nde bulunmaktadır.Parşömen ruloların,kitaplıkta nemden etkilenmemesi için iki tarafı tuğladan örülmüş kapalı raflarda korundukları belirlenmiştir.Bu kitaplık kendi döneminde dünyanın sayılı bilim adamı ve düşünürünün yetişmesine aracı olmuştur.



YEDİ UYURLAR

İzmir ili Selçuk ilçesinde Yedi Uyurlar Mağarası bulunmaktadır. Yedi Uyurlar yüzyıllar boyunca Anadolu’da yaşayan ve din kitaplarına da girmiş bir öyküdür. Yedi Uyurlarla ilgili Selçuk’taki mağaranın yanı sıra Anadolu’da, Diyarbakır Lice ilçesine 15 km. uzaklıktaki İnceburun Dağları’nda da aynı isimli bir mağara bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Yedi Uyurların Afşin-Elbistan, Eskişehir ve Tarsus’ta da makamları vardır.

Yedi Uyurlar tarihi çağlarda yaşamış, Yamliha, Mekselina, Meslina, Mernuş, Debernuş, Saznuş ve çoban Kefeştatyus isimli yedi gencin başından geçen mucizevî bir olaydır. Bu olay kutsal kitaplarda ve tarihi kaynaklarda da yer almış, çeşitli el yazmalarına da konu olmuştur. Yedi Uyurlar mucizesi Kuran’ın 110 ayetten meydana gelen Kehf Suresinde (18.sure) 8 ile 25. ayetleri arasında anlatılmıştır.

Yedi Uyurlar öyküsüne göre, çok tanrılı dinin hüküm sürdüğü kentte yedi genç adam Hıristiyanlığa ve tek tanrıya inanmışlardı. O sırada yöreyi yöneten kral zalim olduğu kadar koyu bir pagan idi. Tebaasının tüm dinsel özgürlüğünü sıkı kontrol altına almıştı. Bu baskıdan kurtulmak için çare arayan gençler bir mağaraya sığınmışlardır. Bu olay aynı zamanda da Taberi’nin yazmış olduğu Tafsir-ül Menakip Tercümetu’l Mevait isimli eserinde de anlatılmıştır:

 

Şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa,  ismi Şirince .


1924 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi öncesinde 1800 haneli bir Rum köyüydü. Mübadele ile birlikte Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadiller iskan edilmiştir. Köyün evvelce bağcılık, şarap üretimi ve zeytinciliğiğe dayalı olan ekonomisi, bir tütün bölgesinden gelen yeni sakinlerinin elinde bir süre sekteye uğramış, ancak son yıllarda artan turistik önemine paralel olarak, bu sektörler yeniden gelişmeye başlamıştır. Bağcılık ve zeytinciliğin yanısıra, şeftali, incir, elma, ceviz yetiştirilir. Turizmin gelişmesiyle, 1950'li yıllarda 2000-3000 civarında iken sonradan 700'e kadar düşen köy nüfusu, özellikle büyük şehirlerden gelen emeklilerin buraya yerleşmeleriyle, tekrar yükseliş eğilimi içine girmiştir. Köyde halen pek çok eski Rum evi pansiyon olarak hizmet vermektedir.

Şirince'de yetişen üzümlerden elde edilen değişik şarap türleri Türkiye çapında ün kazanmıştır. Aşağıda Şirinceden çeşitli fotoğraflar sunuyorum. Mutlaka gidip bir şişe meyveli şarap edinmeniz gereken hoş bir köy.





İZMİR.... EGENİN GÖZBEBEĞİ

25/9/2009 · Kategori: IZMIR__DE TURIZM




                             İZMİR SAAT KULESİ

                                       < salvodor<




İzmir'de yaşıyorum ve bundan dolayıda çok mutluyum,herkesin gelip güzel İzmir!i görmesini isterim...

Türkiye'nin üçüncü büyük metropolü olan fuarlar ve kongreler merkezi İzmir, ticaret ve sanayi ile bütünleşmiş çağdaş bir liman kentidir.

İzmir'in batısında renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma İmparatorluk devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İyon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu.

İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı İstanbul'dan sonra ikinci büyük limandır. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir, Uluslararası Sanat Festivalleri ve İzmir Enternasyonal Fuarı ile de önemli bir yer tutar.

İzmir sözünün kökeni

İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı.

Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan'daki kaynaklarda da rastlanmaktadır.

Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö. 2. binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smyrna' demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300 ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.

İzmir kentinin tarihi

Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Çayı'nın ve Sipylos Dağı (Yamanlar Dağı)'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.

Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikası'na ait numune bağı bulunmaktadır. 1955'ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü"nün katkıları büyük olmuştur.

Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler -ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kökenlidir- genelde küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı (Pitanes), Foça (Phokaia), İzmir (Smyrna), Kilizman (Klazomenai), Milet ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı'nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taşındı.



İzmirli ünlüler

Bülent Ersoy

Sezen Aksu
Ekrem Akurgal
Pınar Aylin
?âdouard Balladur - Fransa Eski Başbakanı
Halil Berktay
Yakovos Bilek, Alman basketbol antrenörü
Hüseyin Cöntürk Edebiyatçı, Eleştirmen
Necati Cumalı
Meltem Cumbul
Nehir Erdoğan
Gül Gölge
Homer, Yunan epik şairi
Attila İlhan
Alec Issigonis, Britanyalı araba tasarımcısı
Manolis Kalomiris, Yunan besteci
Adamantios Korais, Yunan yazar
Mario Levi, Türk-Musevi romancı
Dario Moreno, Türk-Musevi Şarkıcı
James Justinian Morier, Britanyal? diplomat, gezgin ve yazar
Magali No?´l, Fransız aktris ve şarkıcı
Metin Oktay
Aristotelis Onassis - Yunan sanayici iş adamı
Alpay Özalan
Yüksel Pazarkaya
Ahmet Adnan Saygun
Giorgos Seferis, Nobel ödüllü Urla'l? Yunan ?air
Quintus Smyrnaeus, Yunan epik ?airi
Alev Tekinay
Sabetay Sevi - Sabetayizm'in kurucusu
Yıldız Tilbe
Panayotis Tundas - Söz yazarı, Besteci
Bilge Umar - hukukçu, yazar, akademisyen
Gönül Yazar

Adrasan.ANTALYA

25/9/2009 · Kategori: AKDENIZ TURIZMI



 



 

Adrasan,

 

 Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı ve 1996 yılında belde olmuş bir cennet. Çevresi çam ağaçları ile kaplı bir koya sahip. Karadan denize ters rüzgarlar esiyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımışlar.

Adrasan ismi Rumcadan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuş köy olarak da tanınıyor. Sırtını Beydağlarına dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Su sporlarına meraklı olanlar için de, eşi bulunmaz bir parkur niteliği taşıyor.
Deniz suyu sıcaklığı yüksek ve sezonu uzun yörede, özellikle berrak ve 29 metreye yakın sualtı görüş mesafesine sahip deniz, balıkadam ve sualtı fotoğrafçıları için yeterli şartları oluşturuyor.

 

 

 

 

Adrasan’ın kapalı koyu, geniş ve uzun bir kumsala sahip. Her yerinden denize girme imkanı var. Koyun karşısındaki Musa Dağı’na bağlı Eliğ, tepesi çökmüş bir deveyi andıran silueti ile ilgi çekiyor. Koyun başında Markız tepesi yer alıyor. Adrasan koyunun her iki tarafından çıkılan orman içi yükseklikler, koyun ne kadar estetik olduğu konusunda fikir sağlayacak güzellikler sergiliyor.

 

 

Gezilecek yerler

 

Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir.

 

 

 

 

PHASELİS

 

 

 

Antalya-Finike sahil yolunun 50.km’sinde yer alan Phaselis antik kenti İ.Ö. 690′da Rodos’lu Kolonistler tarafından kurulmuş.Birçok koloni şehri gibi yarımada üzerinde kurulan şehrin,kuzey,güney ve orta olmak üzere üç limanı var. Phaselis’te toprak üzerinde görülen kalıntıların hepsi Roma devrine ve sonrasına ait.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

OLYMPOS

 

 

Antalya’nın güney sahillerinde Phaselis’ten sonra ikinci önemli liman kenti Olympos’tur. Tahtalı dağların Güneyinde yer alan bu antik yörede çakıl taşlarından oluşan Çıralı plajı olağanüstü güzelliği ile ayrı bir özellik sunmaktadır. Carettaların yumurtalarını bıraktığı yer olarak bilinen bu plajda akşamları kesinlikle ışıklandırma yapılmamaktadır. Yanartaş olarak adlandırılan yerde mitolojiye göre bu yörede alev saçan, Olympos’un birkaç kilometre güneybatısındaki Çakaltepe olarak anılan yükseltinin güney yamacından devamlı olarak alevleri görmek mümkündür. Bir canavarın yaşadığı ve dağlara saklandığı söylentisi bilinmektedir.

 

 

 

CENEVİZ VE SAZAK KOYLARI

 

 

Yarımadanın iki tarafında yer alan bu
güzel iki koy ,tertemiz denizi ve bozulmamış doğasıyla Adrasan’ın görülmesi gereken yerlerinden birisidir.
Karayolu ile ulaşımı olmayan bu koylara keyifli bir tekne turu yapabilirsiniz.

 

 

 

 

 

ARYKANDA

 

 

Arykanda harabeleri Elmalı-Finike karayolu üzerinde Finike’den 30 km uzaklıktaki Arif Köyü’nün Aykırıçay Mahallesi yakınındadır.Yerli bir şehir ismi olan Arykanda’nın diğer Lykia şehirleri gibi M.Ö.V. yüzyıla kadar Pers egemenliği altında olduğunu, M.Ö.333′de İskender’in O’nun ölümüyle de Ptolemaiosların ,ondan sonra da Seleukosların eline geçtiğini görülüyor.Apameia Anlaşma’ndan sonra da Rodos’a bağlanan şehir ,bir müddet sonra diğer Lykia şehirleri ile birlikte Rodos’un egemenliğinden çıkmıştır.Bu sırada serbest kalan Lykia şehirleri Lykia Birliği’ni kurmuşlar, Arykanda da bu birliğe girerek sikke bastırmıştır.M:s:43′de Claudius Lykia Birliği’ne son vermesinden sonra Arykanda da Roma’ya bağlanmış ve bu dönemde adı Akalanda olmuş,şehir M.S.IX. yüzyıla kadar yaşantısını sürdürebilmiş,bu asırdan sonra karayolunun güneyine taşınmıştır.Dağların tepesindeki bu harabe olağanüstü bir manzaraya sahiptir.

 

 

 

 

LİMYRA

 

 

Finike’ye 9 km uzaklıkta bir harabe yeri de Limyra’dır.
Turunçova-Kumluca arasındaki Torunlar’da bulunan antik kent,1216 m yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olup yol üzerindedir.Limyra,Lykia’nın en eski şehirlerinden birisidir ve eski adı da Zemuri’dir. Bu şehrin varlığı M.Ö. V.yüzyıldan beri bilinmektedir.

 

 

ULUPINAR

 

 

Adrasan’a yaklaşık 30 km. uzaklıkta ulu çınar ağaçlarının altında yüksek debili akarsuları ile yazın kavurucu sıcağından kaçarak kendinizi buz gibi sulara atabileceğiniz cennet köşedir Ulupınar.
Bu cennet arazinin içinden Ulupınar Çayı’nın yatağı boyunca tırmanıp dev kayaların arasındaki kanyona ulaşabilirsiniz.

 

Ne Yenir 

Orfoz, lağos, mercan, sinarit, ıskaroz, sarıgöz, akya, çipura, kefal, kumda ve Nil Barbuna. Sadece bunlar değil. 53 balık çeşidinin bir arada yaşadığı yerlerden biri Adrasan koyu…

O nedenle özellikle restoranlarda balık ürünleri gerçekten leziz.

 

Nasıl Gidilir

 

Adrasan’ın (Çavuşköy) Antalya’ya uzaklığı 95 km. Yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz.

Özel arabanızla geliyorsanız Antalya’dan Kemer istikametine gidiyorsunuz, Tekirova’yı ve çıralı olympos yol ayrımını geçtikten sonra yolun solunda  Çavuşköy (Adrasan) tabelasınını görüyorsunuz. Deniz yönüne uzanan çam ağaçlı 9 km’lik asfalt yola giriyorsunuz. , Jandarma merkezinden sola sahile inen yola dönüp yaklaşık 2 km devam ettikten sonra karşılaşacağınız çınar ağacı ve camiden sola veya sağa dönerek sahile iniyorsunuz.

Otobüs ile geliyorsanız Antalya otogarında indiğinizde hemen yandaki binada ilçeler terminalinde kumluca istikametine giden dolmuşlar var.

 

 

o dolmuşlar la adrasan kavşağına geliyorsunuz  OTOBÜLER SİZİ ALIYOR

« Önceki ::

*ÖNCEKİ*TUŞU İLE DİĞER SAYFALARA GEÇİNİZ*